Küçükken yemek saatinde balkondan beni eve çağıran anneme aşağıdan "ne yaptın?" diye bağırdığımda elini ağzına götürüp 'sus' işareti yapar, yukarı çıkıp, eve girip kapıyı kapatıncaya kadar söylemezdi. Ne yediğimiz öyle uluorta açıklanacak bir şey değildi. Yapabilen olurdu, yapamayan olurdu... Et pişirirken bile mümkün olduğu kadar apartmana koku salınmamasına çalışılırdı ayıp olmasın diye. Aynı sebeplerden ötürü olsa gerek sokakta yürüyerek bir şeyler yemek, içmek de çok hoş karşılanan bir şey değildi.
O günler geride kaldı. Artık televizyonda insanlar tuvalette işerken yaydığı pastırma kokusuyla böbürleniyor. Maksat şanı yürüsün. Sen kokutabiliyor musun?
Yediğimiz, içtiğimiz bir yana giydiğimiz kıyafetlerin bile birçoğu üstlerindeki kocaman arma ve logolarla reklam panosunu andırıyor. O kadar para verip bir de reklamını yapıyoruz gibi bir düşünce de yok kafamızda çünkü biz aslında o logoları gösterebilmek için onca para veriyoruz.
Gerçi verilen paranın yüzde 1'ine tıpkısının aynısı pazar tezgahında da karşımıza çıkıyor ama tüketim çağının zaptiyeleri er geç hepsinin başını ezerek istenen o fahiş fiyatları aklayacaktır elbet.
Dünya internet adlı kolay ve ucuz bir iletişim metodunun yaygınlaşma sarhoşluğuyla yeni bir sosyalleşme türü yaşıyor. Örneğin hiçbir kablosuz internet erişim noktası bulamadığınız yerlerin giderek azaldığının farkında mısınız? Cep telefonumdan takip ettiğim kadarıyla şehir içinde nereye gidersem gideyim şifreli ya da açık; mutlaka bir erişim noktası var. İhtiyacın bir göstergesi... Devletin rakamlarına göre Türkiye'de 22 milyon kişi internet kullanıyor. Kimileri bu rakamı 28 milyona kadar çıkarıyor. Artık internet bir sınıfın, zümrenin nimeti değil; otomobil ya da bulaşık makinesi sahipliği kadar sıradan bir 'meta'.
Yeni sosyalleşmede amaç kendini gösterebilmek ve çevre kurabilme yarışı biraz. Örneğin bu yazıyı yazarken merak etip bir samimi merhaba dışında hiç muhabbetimin olmadığı karşı kapı komşumun ismi üstünden bir internet araması yaptım. Birkaç dakika içinde tam adını, okuduğu okulları, arkadaşlarını, fotoğraflarını, eşinin okuduğu okulları, tuttuğu takımı, politik görüşlerini, çalıştığı işyerini ve çeşitli forumlara yazdığı mesajları buldum. Dehşet verici değil mi? Muhtemelen aynı şeyi benim için o yapsa (ya da çoktan yaptıysa) çok daha fazlasına ulaşacak.
Hayatımda mahrem kalabilen şeyler evimin içinde yaşananlarla cep telefonu numaramdan ibaret. Onlar da kısmen kamuya açılmış durumda aslında. Bunu bu derecede normalleştiren şeyse kitlesel bir trend haline gelmiş olması.
Bu ay dünyadaki toplam internet kullanıcı sayısı 1 milyarı geçti. Yayınlanan istatistiklere göre sosyal ağ Facebook'un 200 milyon aktif üyesi var. Yani sadece bu siteyi bile düşünürsek dünyada 200 milyon kişi adını, sanını, fotoğrafını, okulunu, zevklerini halka (ya da tanıdıklarına) açmış. Bunların içinde bir kısmı sevdiği filmlere, gezdiği ülkelere, beğendiği insan tiplerine kadar girmiş. Üstelik bunlar için hiçbir ödül, vaad de verilmemiş. Gönüllü olarak yapmış. Bir de siz alın elinize bir kalem kağıt, çıkın sokağa sorun bakalım Facebook'un üyelerine sorduğu soruları kaçı cevap verecek size?
Bunlar bir yana dünyada Porno2.0 adlı bir akım var. İnsanlar kendi cinsel ilişkilerini amatör video kameralara çekip internete yüklüyor ve herkesle paylaşıyor. Bunun normal ya da sıradan olduğu bir kültür, ülke, din ya da sosyal akım biliyor musunuz?
Hiçbirini eleştirdiğim sanılmasın. Yaşanan şey değer yargılarının ve algının değişimindeki sancılı, eziyetli döneminin izleri. İniş çıkışlarıyla birlikte bir denge noktası bulup yerine oturacaktır. Benim asıl merak ettiğim şey yavaş yavaş adını 'bulut' olarak tanımladığımız internete salınan bu bilgi kırıntılarının sonra nasıl temizleneceği.
Bir gün bu bilgiler iş görüşmesi sırasında karşınızda oturan insan kaynakları müdüründe de olacak, hastaneye gittiğinizde doktorunuzda, yeni bir aşka yelken açtığınızda arkadaşınızda, okula başladığınızda öğretmeninizde, annenizde, babanızda, istihbarat teşkilatınızda, dostunuzda, düşmanınızda...
İnternete yüklediğiniz bilginin bir kopyası mutlaka bir yerlerde kalacak ve bir gün bizi rahatsız etmeye başlayacak. Çünkü doğamız gereği biz unutmaya ve ileriye bakmaya programlıyız. Vücudumuzun algı limitleri var. Pek çok sesi duyamıyor, pek çok kokuyu alamıyor, belirli bir ışık seviyesinin altını göremiyor, kimi tadları alamıyoruz. Belirli bir süre sonra yaşananları unutuyoruz. Ama internet, Ajan Smith'in Neo'nun önüne koyduğu kalın dosya gibi geçmişimizi sürekli karşımıza çıkarıyor.
Gelecek mahremiyeti kontrol edebilme yarışı üstüne kurulu olacak gibi. Arkadaş kim, mahrem ne, gizli ne, açık ne gibi soruların sürekli değişen cevaplarının peşinde koşup duracağız. Ve ne yazık ki böylesi bir nimetten pek çok mağdur doğacak.
UYARI: SANALKURS.net'te yer alan materyaller ile ilgili her türlü sorumluluk hazırlayan veya gönderene aittir. Yazarlar, gönderdikleri makale ve derslerle başkalarını yanıltıcı bilgi veremezler. SANALKURS.net bilgilerin kullanımı sonucunda doğacak hata ve zararlardan sorumlu tutulamaz. SANALKURS.net'te yer alan bir makale link vermek ve kaynak göstermek şartıyla başka bir sitede yayınlanabilir. SANALKURS.net kullanıcıları ve üyeleri, üçüncü kişilerin telif hakkı sahibi bulunduğu hiçbir yazı, fotoğraf, resim vb. materyal ve ürünü kullanamazlar. SANALKURS.net kullanıcı ve yazarlarının, üçüncü kişilerin telif hakkı sahibi olduğu yazı, resim vb. ürünleri izinsiz kullanması durumunda, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk kendilerine aittir.